Aynı başlıklı bir evvelki makalede gerek bireysel gerekse de toplumsal iyileşme için insanların disiplinle barışmalarının zaruret olduğunu ifade etmiştim. Bu defa dikkatleri geleceğe yönlendirmek istiyorum. Çünkü insanlığın disipline ihtiyacı olduğu savının en büyük delili; geçmiş örneklerden çok, hızlıca yakınlaşan o gelecek günlerin içinde gizlenmiş durumda.
Faraza bindik hayali bir zaman makinesine ve vardık yakın geleceğe, ne görürüz? Hayal gücümüzü zorlamaya da lüzum yok. İki ay kadar önce sosyal medyaya bir haber düştü. Diyor ki; İngiltere'de yaşayan Lewis Walter, 1977’de kamunun geliştirdiği gizli bir zaman makinesi ile 4413 yılına gittiğini; medeniyetin kontrolünü, biyolojik insanlar yerine insana benzeyen robotların ele geçirdiğini anlatıyormuş. Hatta o zaman ve mekânda 2030 yılından gelen bir başka insanla karşılaştığını ekliyormuş.
Şakası bir yana, ciddi öngörüler de farklı bir istikamet göstermiyor: bizi gelecekte yazılımına konulmuş talimatları harfiyen yerine getiren, asla bu sınırların dışına çıkmayan, duraksamayan, oyalanmayan ve yorulmayan yapay zekâlı sistemlerle insanımsı robotik düzenekler karşılayacak. O zamanda yaşıyor olursak hayatın her alanında bunlarla ya mesai arkadaşlığı yapacağız ya da yarışacağız.
Gelin şimdi o müsabakayı tahayyül edelim. Taraflardan biri hedefe kilitlenmiş, kurallar ve verilmiş talimatları harfiyen yerine getiriyor, hata yapmıyor, tökezlemiyor, durmuyor; diğeri ise her hamlede duraksıyor, düşünüyor, sorguluyor, kişisel fayda-zarar muhasebesi yapıyor, en kritik anda önündekini görmesi gerekirken gözü yanından geçen sevimli kediye takılıyor. Hiç adil bir mücadele olmaz. Aradaki farkı sıfırlamak mümkün olmasa da disiplinle en aza indirmek mümkündür.
***
Tam bu noktada anlam kaymasına izin vermemek için bir hususun altını çizmek isterim. Bu mücadelede denkliği sağlamanın yolu insanın makineyi birebir taklit etmesi değildir. Biz onlarla itaat yarışına girersek en baştan kaybederiz. O yarışı biz hesap makinesine karşı kaybedeli çok oldu ve kimse bunu önemsemedi. Düşünmeyerek, sorgulamayarak, muhasebe yapmayarak duraksamayan insan, kötü bir makine kopyası olur; aslının karşısında kopya her koşulda kaybetmeye mahkumdur.
İnsan gücünü o “Neden?” sorusundan alır, ki bunu makineler hiçbir zaman soramaz. Bir önceki makalede bu sorunun bizim zihnimizi rahat bırakmadığını hatırlatmıştım. O susturulamayan soruyu susturmamalıyız. Ama bu onu başıboş bırakmamız anlamına da gelmez.
İnsanın disiplininin hikmeti tam burada ortaya çıkıyor; sorgulamayı bastırmak yerine doğru ana taşımak. Sorgu değerlendirme ve planlama toplantısında, koşulsuz itaat ise alınan kararları uygulama sahasında yapılmalı. “Neden?” sorusu yasaklanamaz ve engellenemez; randevuya bağlanır. Hiç sorgulamayan takım robotlaşır, ancak bunu maç sırasında yapıp her pozisyonu sorgulayan takım da dağılır. İşte aklını maçın öncesinde ve sonrasında, yüreğini ve kaslarını maç sırasında çalıştıran insanlardan oluşan ekip disiplinli takımdır.
Şu yandan geçen sevimli kediye dönersek; insanın disiplini, o kediye bakma imkânı varken bakmamaktır. İşte fark da güç de tam burada. Çünkü makinelerin bir kedisi bile yok.
***
Disiplinin tesisi kadar ayakta tutulması, sürdürülmesi de mühimdir. Disiplin motivasyonu; bir uçta müeyyidelerle riayet ettiren “korku”- ortada kişinin kendisi için faydayı önceleyen “çıkar”- diğer uçta ise içselleştirerek uygulanmasını sağlayan “değer” ekseninde ele alınabilir. Korku, pahalı ve kırılgan bir disiplini ayakta tutabilir. Başında bir bekçi yoksa motivasyon olarak korku ortadan kalkar, disiplin de dağılır. Çıkar, ikisi arasında gelgeç bir duraktır; fayda bitince disiplin de biter. Değer ise inanılarak ve içselleştirilerek disiplini sürdürülebilir hale getirir. Burada bekçi, kişinin kendi vicdanı olduğundan disiplin ucuz ve kalıcı hale gelir. Özetle korkudan çıkara, çıkardan değere doğru ilerleyen disiplinin maliyeti düşer ve uzun ömürlü olur.
Gelecekte gördüğümüz disiplin ihtiyacı ve geliştirici hikmetinin şahitleri geçmiştedir. Islık çalan okları ile Mete Han, donanmayı karadan yürütme iradesi ile Fatih, askerine verdiği çetin emirleri ile Mustafa Kemal; ruhlarındaki değere bağlanmış çelik bir disiplinin kudretinin misalleridir. Ancak, mekanizmanın tersine de işleyebileceğine Hasan Sabbah’ın fedaileri, terör örgütlerinin üyeleri, disiplini teslimiyete çeviren tüm istismarcı yapıların mensupları tanıklık ederler. Nötr bir kuvvet olan disiplini, fazilete ya da felakete çeviren hizmet ettiği amaçtır. O nedenle gayeyi sorgulamak, disiplinin kendisi kadar elzemdir.
***
Kolektif Disiplinin çekirdeği olan ÖzDisipline odaklandığımızda da göstergeler somuttur. Sabah planladığı saatte kalkamayan, verdiği sözü yerine getiremeyen, yapması gereken bir işe başlayamayan, başlasa da bitiremeyen, sofrada ve harcamada ölçüyü şaşıran her birimiz ayna karşısında o açığımızın en az bir ucunu gözle görürüz. Hikmetini de hiddetini de şaşmaz bir nizamla sunan doğa bile disiplinlidir. Nizamsız kalan yalnızca bizleriz.
Sözün özü; yapay zekâ çağı, insanoğlu için disiplini bir keyfiyet olmaktan çıkarıp hayatta kalma koşulu haline getirdi. Ancak ihtiyacımız olan makineleşmemiz değil, disiplinle barışık insan kalmaktır. Sorgumuzu eylem öncesi ve sonrasındaki randevusunda tamamlamak, icra sahasında işimizi tam ve zamanında yapmaktır.
Yaşam koşulları böyle kalmayacak. Gelecekte bir gün her şeyin herkes için gerçekten çok güzel olmasını istiyorsak, o günlere bugünden disiplinle hazır olmalıyız.
29 Eylül 2026
Fahrettin Beşli